- Evleniyorlar mı?
- Monaco'da Göbek havası...
-
18. yüzyılda Mantık, 19.'da Aşk vardı, şimdi Seks ön planda...
- Evlilik sonrası erkeğin evrimi...

Evleniyorlar mı?
Cem Yılmaz'ın sevgilisi Cansu Dere ile evlilik planları yaptığı dedikoduları kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Yaklaşık bir yıl birlikte olduktan sonra yaz sonunda yollarını ayıran Cem Yılmaz ve Cansu Dere, bir süre önce ilişkilerine yeniden başlama kararı almıştı. İkilinin yakın çevresinden gelen dedikodulara göre Cansu Dere ve Cem Yılmaz'ın evlilik kararı aldığı ve yaz aylarında nikah masasına oturacağı konuşuluyor. Yine dedikodulara göre bu kararı resmi olarak açıklamaktan kaçınan çift, nikah için Dere'nin 'Sıla' dizisinin çekimlerinin bitmesini bekliyorlar.


Monaco'da Göbek Havası...

Kökleri 700 yıl öncesine dayanan Grimaldi Hanedanlığı'nın üyelerinden oluşan Monaco Kraliyet Ailesi, felekten bir gece çaldı. Her yıl bir temayla Kraliyet Sarayı'nda düzenlenen Gül Balosu'nun bu seneki teması 'oryantal' olunca Anadolu düğünlerini aratmayan görüntüler ortaya çıktı. Monaco tahtında oturan Prens Albert ve kızkardeşi Prenses caroline, 25 bin gülle süslenen salonda gecenin geç saatlerine kadar göbek atıp eğlendi. Caroline'in eşi Hannover Prensi Ernst'de dansözlerle karşılıklı gerdan kırdı. Monaco Kraliyet Ailesi, 1954 yılından bu yana geleneksel olarak Gül Balosu düzenliyor. Halka açık ender etkinliklerden birisi olan Gül Balosu'ndan elde edilen tüm gelir Prenses Grace Vakfı'na bağışlanıyor. Baloya katılmak için davetiye bedeli olarak 1000 Euro ödemek gerekiyor.


18. yüzyılda Mantık, 19.'da Aşk vardı, şimdi Seks ön planda...

Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz "Evlilik Tarihi" adlı kitabında bu kutsal kurumun yüzyıllar içinde geçirdiği değişimi gözler önüne sererken ülkeler arası çarpıcı farklılıklara da dikkat çekiyor.

Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz, evlilik ve aile hayatı üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyor. "Marriage, A History" (Evliliğin Tarihi) adlı kitabında ise evlilik kurumunun tarih içindeki değişimini ortaya koyuyor. Coontz'un araştırmalarına göre bugün pek çok kişinin evliliğe olan inancını yitirmesi, bu kutsal kurum için 'tehlike' çanlarının çaldığını düşünmesi, aslında yaşadığımız çağdan kaynaklanmıyor. Tarih boyunca birçok kez evlilik ve evlilik dışı birlikteliklerde zorlanmalar, değişimler görüldü. Geçmişte öyle zamanlar ve topluluklar oldu ki evlilik dışı ilişkiler ve bu ilişkilerden doğan çocuklar daha yaygındı, hatta bugünkünden daha çok kabul görüyordu. Üstelik aynı cinsler arasındaki evlilikler bazı kültürlerde kabul görüyordu.

SÖZ VERMEK YETİYORDU
Geleneksel olarak tanımlanan ve artık geçmişte kaldığı düşünülen pek çok şey bugün yeniden karşımıza çıkıyor. Örneğin, resmi olarak evlenmeden birlikte olmak, çok eskiden doğal kabul edilen bir durumdu. Eski Roma'da evlilik dışı beraber yaşamak, sadece çiftlerin isteğine kalmıştı. Kadın ve erkek evlenmek istediklerini birbirlerine ifade ettiklerinde, bunu evlerinin mutfağında bile yapsalar artık evli kabul ediliyorlardı. Evlilik için resmi tören şartı daha yakın tarihlerde ortaya çıktı. Kilise bile bin yılı aşkın süre iki kişi arasındaki bu sözü evlenme akti olarak kabul etti. Ama bugün olduğu gibi o dönemde de çiftler bir kere birbirlerine evlendiklerini söylediklerinde, kilise de bunu kabul ettiğinde, hiç seks yapmamış, birlikte yaşamamış olsalar bile bu sözlerini geri alamıyorlardı. Yine de Orta Çağ'da verilen bu sözün pratikte bozulması bugünküne oranla çok daha kolaydı. Stephanie Coontz günümüz birliktelik ve evliliklerinin yapı olarak hala yüzyıllar öncesinden etkiler taşıdığını söylüyor. Ama söz konusu olan evliliğin toplum içindeki yeri ve karı-koca arasındaki ilişkiyse, geçmişteki hiçbir şey bugün sahip olduklarımıza benzemiyor. Tüm dünyada evliliğin şekli, değeri ve anlamı dramatik olarak değişmeye devam ediyor. Dünyanın hemen her yerinde evlilik kurumunun tehlike içinde olduğunu düşünenlerin sayısında büyük bir artış var. Fakat buradaki "tehlike" kavramının anlamı ülkeden ülkeye değişiyor. Örneğin, Amerika'da siyasetçiler evlilik dışı ilişkilerden doğan çocukların sayısının her geçen gün artmasından endişeleniyor. Almanya ve Japonya'da ise tam aksine planlamacılar, çocukların yetiştirileceği ailelerin yapısını göz önünde bulundurmadan, doğum sayısını artırmaya çalışıyor. Japonya'da, doğum sayısı artırılmadığı takdirde nüfusun 2050 yılında üçte bir oranında azalmış olacağı öngörülüyor. Amerika'da öğrencilere güvenli seks eğitimleri verilirken ve medya bekareti överken, Japonya'da bir saatliğine kiralanan "aşk" otelleri açılıyor; medyada "Gençler, seksten nefret etmeyin" başlıklı yazılar çıkıyor. Birleşmiş Milletler 21. yüzyıla kızların 12, 13 yaşlarında evlendirildiği Afganistan, Hindistan ve Afrika'da evlilik yaşını yükseltmeyi amaçlayan bir kampanyayla girdi. Öte yandan Singapur'da genç yaşta evlilik destekleniyor, kampanyalar yapılıyor. İspanya'da 25-29 yaşları arasındaki kadınların yüzde 50'sinin bekar olması ise ekonomistlerin ülkenin büyümesi ve doğum oranları hakkında endişelenmesine neden oluyor. Çek Cumhuriyeti'nde ise boşanma oranını yüzde 50 oranında azaltacağı düşünülerek, bekarlık neredeyse kutsanıyor. Her ülke evlilik kurumunda yaşanan krizlere farklı nedenler gösteriyor. Suudi Arabistan'da ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde hükümet, genç kız ailelerini yüklü miktarda başlık parası istemekle suçluyor. Çünkü bu ülkelerde yüksek başlık parası nedeniyle genç erkekler evlenemiyor. İtalya'da ise evlenmeyi tercih etmeyen ve "ana kuzusu" olarak tanımlanan erkeklerin artması endişelere neden oluyor. İyi eğitim almış yirmi ve otuzlu yaşlarını süren bu erkekler, Türkiye'de olduğu gibi ailelerinin evlerinde oturmaya, annelerinin pişirdiği yemeği yemeye devam ediyorlar.

GELENEK KRİZİ TETİKLİYOR
Aile hayatının krizde olmasını kadınerkek eşitliğine bağlayanlar da yok değil. Kadın-erkek eşitliğini benimseyen toplumlarda, kadının yeniden doğurganlığını hatırladığı döneme kadar doğum oranının hızla düşeceğini iddia ediyorlar. Oysa Japonya'da kadınlar, kadın-erkek eşitliği olmadığı için evlenmeyi ve çocuk yapmayı reddediyor. Çin'de ise kadınların karşısında olan gelenekler yüzünden yakında erkeklerin evlenecek kadın bulamayacağı söyleniyor. Çin'de ailelerin tek bir çocuk yapmasına izin veren yasalar nedeniyle, çoğu anne baba bebeğin kız olduğunu öğrenince kürtajla aldırıyor. Bu nedenle bugün Çin'de her 100 kıza karşı 117 erkek bebek dünyaya geliyor. 2020 yılına gelindiğinde Çin'de 30 ile 40 milyon arası müzmin bekar 'erkek' olacağı tahmin ediliyor. Stephanie Coontz erkek-kadın ilişkilerinin son otuz yılda, üç bin yıl boyunca gösterdiği değişimden daha hızlı farklılaştığını söylüyor. Ve Coontz'a göre bu değişim, evlilik kurumunda da gözleniyor. Örneğin 1950'li ve 60'lı yıllarda görülen, ekmeği erkeklerin kazandığı, kadınların tam gün ev hanımlığı yaptığı evlilikler... O tarihlere kadar tek bir kişinin ekmeği kazandığı evliliklere sık rastlanmıyordu. Binlerce yıl boyunca kadınlar ve çocuklar ekmeği kazanma işini erkeklerle paylaştı. Eve ekmek getiren, tarlada yiyeceğini yetiştiren, sonra bunu alıp pazara satmaya götüren kadınların varlığı alışılmadık bir durum değildi. 1950'lere gelindiğinde ise, özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da kadının ev işlerini yaptığı, erkeğin ekmeği kazandığı evlilikler desteklenmeye başlandı. Ayrıca yine 50'lerde toplumda herkesin evlenmesi, hatta genç yaşta evlenmesi gerektiği fikri yerleşti. Yüzyıllar boyunca Avrupa'daki evlilik oranı 1950'lere oranla çok daha düşük, evlilik yaşı daha yüksekti.

AŞK BİTİNCE BOŞANMA ARTTI
1950'lerde yaşananlar, evlilik kurumunun 150 yıllık geçmişine oranla ciddi şekilde değişime uğramasına neden oldu. Aslında tüm bu değişimlerin temeli 18'inci yüzyılda atılmaya başlandı. 18'inci yüzyılda aşkın evlilik için en gerekli neden olduğu ve gençlerin evlenecekleri kişileri aşkı göz önüne alarak seçmeleri gerektiği radikal bir fikir olarak ortaya çıktı. 19'uncu yüzyılda evliliklerin aşk üzerine kurulması, 20'inci yüzyılda ise seksin evlilikler üzerinde oynadığı rol bu kurumuna yepyeni bir çehre kazandırdı. 18'inci yüzyılın sonlarına gelinceye kadar evlilik iki kişinin seçimine bırakılan ekonomik ve politik bir işbirliği olarak görülüyordu. Aşkın bir evlilik için mutlaka olması gerektiği düşüncesi, bu kutsal kurumun tercihe bağlı hale gelmesine neden oldu. Artık insanlar ancak kendilerini mutlu edecek bir aşk bulduklarında evlenmeye başladılar. Evlilikte, 18'inci yüzyılın sonunda başlayıp 21'inci yüzyıla kadar devam eden bu değişim, boşanma olgusunu da ortaya çıkardı. Çünkü insanlar aşkları bittiğinde, artık bir işbirliği olmaktan çok mutluluk kaynağı olarak gördükleri evliliklerini sona erdirmeyi tercih etmeye başladı. Bu da aşkın gelip geçici olduğu, aslolanın bu kutsal kurum olduğunu savunanlarla evlilikte aşkı savunanların hala çözüm bulamayan ve bulacağa da benzemeyen tartışmalarına yol açtı.

Eylem BİLGİÇ (Sabah/Pazar/09Ekim2005)

Evlilik sonrası erkeğin evrimi...

6. HAFTADA

6. AYDA

6. YILDA

Seni seviyorum.

Tabii ki, seni seviyorum.

Seni sevmesem çoktan çeker giderdim.

Aşkım, ben geldim.

Selam!

Annen ne yemek yapmış.

Zahmet etme, ben açarım.

Ben açayım mı kapıyı?

Yahu şu kapıya baksanıza.

Zor bir çocukluk geçirmişsin.

Senin anan da cins ha.

Ulan tam da anana çekmişsin.

Bu yaz seni Venedik'e götürecğiim.

Tatilde Ankara'ya gitsek ne olur?

Niye, evin suyu mu çıktı?

Bu yüzüğü inşallah seversin.

Resim çerçevesi aldım, her zaman lazım.

Bu parayla kendine bir şey al.

Hangi filmi görmek istersin?

Evita'ya gidelim mi?

Evita'yı gör, ben çok beğendim.

Üzülme sevgilim, leke yapmaz.

Dikkat etsene yahu!

Amma da sakarsın be kadın!

Ben pek bu fikirde değilim.

Bu konuda yanlış düşünüyorsun.

Saçma sapan konuşma Alla'sen.

Yaptığın yemeklere de bayılıyorum.

Bu akşam ne yiyoruz.

Gene mi makarna!

Bir şey içer misin?

Bir martini içerim.

Gene buz koymayı unutmuşsun.

Bu elbise sana çok yakışmış.

Bir elbise daha mı aldın?

Kaç para verdin buna?

Özür dileyecek bir şey yapmadın ki.

Biraz dikkat etsene be kızım.

Hay senin eline!

Sevgilim, Ayşe telefonda.

Seni arıyorlar.

Telefooon!


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dugundavet.com Tel:(0212) 297 77 98 Fax: (0212) 361 21 26 Mail:info@dugundavet.com

© Copyright 2004, DUGUNDAVET.COM Tüm haklari saklidir.